LLAH TEÂLÂ’NIN ONU KENDİ İSİM ve SIFATLARIYLA ANMASI

Cenâb-ı Hakk, bazı peygamberleri kendi isimleriyle isimlendirmiştir. Meselâ Hz.İsmâil ve İshâk, “Alîm” ve “Halîm”, Hz.İbrâhim, “Halîm”, Hz.Mûsâ, “Kerîm”, Hz.Yûsuf, “Hafîz” olarak isimlendirilmişlerdir. Hz.Muhammed’in (s.a.v) dışındaki peygamberler, bu İlâhî isimlerden sâdece bir veya iki isimle anılırken, Resûlullah’ın bunlardan otuz kadarıyla Kur'ân’da anıldığı görülmektedir.[1]

Ancak Cenâb-ı Hakk’ın, hiçbir peygamberi, kendine âit olan “Raûf” ve Rahîm” isimleriyle anmadığını, yalnızca Resûlullah’ı bu iki isimle adlandırdığını görmekteyiz:[2]

لَقَدْ جَاءَكُمْ رَسُــــــولٌ مِنْ أَنفُسِكُمْ عَزِيزٌ عَلَيْهِ مَا عَنِتُّمْ حَرِيصٌ عَلَيْكُمْ بِالْمُؤْمِنِينَ رَءُوفٌ رَحِيمٌ

“Size kendi aranızdan öyle bir Peygamber geldi ki zahmete uğramanız ona ağır gelir. Kalbi üstünüze titrer, müminlere karşı pek şefkatli ve merhametlidir.” (Tevbe 9/128)

Gerçekten de Resûlü’ne bu isimleri vermesi ve onu böyle vasıflandırması, onun hakkında büyük bir taziz ve tekrîm demektir. Bundan da anlaşılır ki, Allâh'ın güzel isimlerinin hepsi “Allah, Rahmân ve Rabb” gibi sırf Allah'a mahsus olan isimlerden değildir. Resûlullâh'ın kendisi, İlâhî ahlâk ile ahlaklandığından dolayı mü’minlere raûf ve rahîmdir. Getirdiği din de bütün yönleriyle, mü’minler için ayniyle nimet ve rahmettir.[3]

Hz.Peygambere âit, Kur'ân-ı Kerim’deki bu özellikleri bitirdikten sonra şunu diyebiliriz: Resûlullah, diğer insanlar gibi bir beşerdir. Ancak onun beşerîliği yanında, bir de nübüvvet yönü vardır ki, bununla o, diğer insanlardan ayrılmaktadır. Yine bazı özelliklerde o, diğer peygamberlerle müştereklik arzetse de, -yukarıda da ele aldığımız gibi- bazı noktalarda bu peygamberlerden de ayrılmaktadır. Bizim burada ele aldığımız özellikler, Kur'ân'ın açıkça bildirdiği özellikler olup, bunun yanında hadislerde anlatılan özellikler de kısmen işlenmemiştir.[4]


[1] Kâdı Iyâz, Kur'ân-ı Kerim’de Hz. Peygambere âit bu isimleri teker teker tesbit etmiş olup, bunların daha da fazla olabileceğini ifade etmektedir. Bkz: Kâdı Iyâz, a.g.e, 1/236-243.

[2] Zemahşerî, a.g.e, 2/325; Kurtubî, a.g.e, 8/302; Âlûsî, a.g.e, 11/52.

[3] Elmalılı, a.g.e, 4/434.

[4] Bu konuda bkz: Suyûtî, Hasâisu’l-Kübrâ; Sülemî, İbn Mulakkin, a.g.e; İzz Abdulazîz b. Abdusselam, Bidâyetu’s-Sûl fî Tafdîli’r-Resûl; Hattâb b. Dıhye, a.g.e; Mansûr Fevzî, a.g.e; İbrâhim Molla, Halil, Mie Hasle Min Hısâli’r-Resûl.